Toplumda Gelişimi Etkileyen Faktörler ve Birey

Toplumda bireyin gelişimi ve bireyin toplumun gelişmesine katkısını bilimsel olarak incelediğimiz bu yazımızda sizleri ilgilendirmeyi temel amaç olarak belirledik.

2.2.1.1. Kalıtsal Etkenler
Sosyal gelişimde kalıtsal etkenler, bireyin bedensel yapısını oluşturan kromozomlar üzerindeki genlerdir. Genler, aracılığıyla, kalıtsal olan beden özellikleri geçerken toplumsal gelişimle ilgili olarak da kişinin içe ve dışa dönüklük gibi yaratılış (mizac) hallerinde geçtiğine inanılıyor. Kimi ailelerin genellikle şen ve şakrak, kimi ailelerin de genellikle içine kapalı yaratılışta oluşu, bu görüşü destekler niteliktedir (Binbaşıoğlu, 1990, s.169).
Kişinin devinimsel gelişimi, geniş ölçüde biyolojik yapıya dayanır. Bunun da kalıtsal etkenler belirler. Devinimsel gelişim yönünden ileri olan bir kimse de toplumsal uyumun daha fazla olduğu görülür. Zeka da sosyal gelişimi etkiler. Zeka bakımından üstün olan kişilerin genellikle toplumsal yönden de üstün oldukları kabul edilir (Binbaşıoğlu, 1990, s.169).

2.2.1.2. Çevresel Etkenler:
Çevresel etkenlerin başında aile ve okul gelir. Aile ve okulda bulunan bireyler, çocuk üzerindeki çeşitli etkileriyle “toplumsal gelişimi” ya hızlandırır ya da yavaşlatırlar. Okul ödevlerinden biri de çocuğun ailede kazandığı toplumsal özellikleri daha bilinçli bir biçimde geliştirmektir. Ailenin toplumsal-ekonomik durumu da çocuğun sosyal gelişimini şu ya da bu şekilde etkiler. Yoksul çevrenin çocukları, toplumsal yönden geri kalabilirler. Bunların, toplumsal görgü ve yaşantıları az olabilir (Binbaşıoğlu, 1990, s.170).
Aile ve okul çevresinden sonra, toplum çevresi de çocuğun toplumsal gelişimini etkiler. Radyo ve televizyonda yapılan bir konuşma, görülen bir olay çocuğun toplumsal gelişimini etkileyebilir (Binbaşıoğlu, 1990, s.170).

2.2.2. Okul Öncesi Çocuğunun Yaşlarına Göre Sosyal Gelişimi:
Okul öncesi çocuğunun sosyal gelişimi yaşlarına göre şu şekilde açıklanır. Arnold Gessel’in yaptığı incelemelere göre toplumsallaşmanın ilk 10 ay içindeki gelişimi şöyledir:
Birinci Ayda:
Çocuğun karşısına geçilip el, kol e yüz hareketleri ile konuşulursa, çocuk, konuşanın yüzüne bakar ve hareketlerinde “kısa bir süre için”1 azalma olur.
İkinci Ayda:
Kendisi ile meşgul olanlara gülümser, elleri ve parmakları ile oynar.
Yedinci Ayda:
Çocuk, çevresindeki tanıdıkları, yabancılardan ayrılır. Aynanın önüne oturduğu zaman, hayaline güler; onunla konuşma hareketleri yapar ve elleri ile oynaya vurur.
Onuncu Ayda:
Giydirilirken, kolunu aldırır ve başını uzatır. Aynanın önünde oturtulup eline birşeyler verilirse, onu aynaya doğru uzatır ve aynadaki hayli üzerinde uygulamaya başlar. Bu toplumsal gelişimin temelidir. Sosyal gelişim gerçekte onuncu aydan sonra başlamaktadır (Yavuzer,1996, s.84).

2.2.2.1. ( 0-2) Yaş Çocuğunun Sosyal Gelişimi:
Sosyalleşme, bebeğin 3 ay dolaylarında insanla objeler arasındaki farkı görerek ,değişik tepkiler göstermesiyle başlar. Bebekler üçüncü ayda, insan sesi duyduklarında o yöne çevirirler, gülümsemeye gülümsemeyle yanıt verirler, çevrelerindekilerin varlığından duydukları zevkleri gülümseme, tekmeleme ya da el hareketleriyle belirtirler (Yavuzer, 1996, s.84).
Bebekler, ilk 3 ay içinde çevrelerini gözleriyle, kulaklarıyla ve emzirilirken ağızları aracılığıyla tanırlar (Dodson, 1990, s.45).
Diğer bebekleri fark etme, onlara gülme ve ağladıklarında onlara ilgi gösterme 4-5 aylıkken başlar. Bu aylarda bebekler gülümseme ve azarlamalara değişik tepkiler gösterirler, farklı uyarımları kolayca ayırt edebilirler (Yavuzer, 1996, s.84).
Bakma ve dokunma şeklinde başlayan arkadaşlık ilişkileri, altıncı aydan itibaren, giderek daha saldırgan bir biçim almaya başlar.
9.ve 13. Aylar arasındaki sosyal davranış belirtileri içinde, diğerlerinin ses ve davranışlarını taklit etme ve oyuncaklarla birlikte oynama sayılabilir. Oyuncağın başkası tarafından alınması halinde sinirlenme, kavga ve ağlama gibi davranışlar tipik sosyal tepkiler arasındadır. 8-9 aylık olduğunda çocuk başkalarında gözlediği konuşma seslerini, basit davranışları ve jestleri taklit etmeye çabalar. 10.-12. Aylar arasında, aynadaki kendi görüntüsüyle oynar ve görüntüsünü sanki başka bir insanmış gibi öper. 1 yaşına kadar çocuk diğer insanlara, özelikle annesine bağımlıdır. 1 yaşına geldiğinde, çevresini yalnız başına keşfedebildiği halde, çocuk bu dönemde “güven” temeline dayalı anne desteğine gereksinim duyar.
9-13 aylık çocukların oyuncak konusunda birbirleriyle kavga ettikleri görülmektedir. 14-18 aylık çocuklar ise, birbirleriyle dostça ilişkiler kurabilmekte iken, 1,5-2 yaşındaki çocuklar ise, birbirleriyle görüşebilmek olanakları aramaktadır (Binbaşıoğlu, 1990, s.172).
Bebeğin temel güven duygusu; beslenme ve bakım sürecinde anne ile kurduğu yakın ilişki sonucu oluşur. Bu gelişimi olumlu yönde etkileyen sevgi ve yakın temas ihtiyacının karşılanmasıdır. Bu duygu onun birçok istendik davranışlara yönelmesinde etkili olur. Araştırmalar, bebeklerin de temel güven duygusu geliştirmemiş çocukların ileride ruhsal bozukluklar, aşırı korkular, aşırı kıskançlık, bencillik, sabırsızlık, saldır – ganlık gibi anti-sosyal davranışlar gösterme olasılıklarının fazla olduğunu ortaya koymaktadır (Tan, 1964, s.13).
Temel güven duygusundan yoksun olarak yetişmiş olan çocuklar, ileriki hayatlarında, sosyal ilişki kurmaktan çekinen, kendine güvensiz kişiler olabilirler (Selçuk, 1996, s.48).
Çevresindeki bireylerle giriştiği sosyal etkileşim sonucu, benlik kavramının temelleri atılır. Sosyal çevresi tarafından algılanış biçimi, fiziksel gücünün sınırlamalarının farkına varış, benlik kavramını geliştirir (Geçtan, 1674, s.78).

2.2.2.2. (3 Yaş) Çocuğunun Sosyal Gelişimi:
Bu dönem, sosyal gelişim açısından kritik bir dönmemdir. Çocukta işbirliği anlayışı gelişerek “biz” zamiri kullanılmaya çalışır. Çocuğun dünyasında oyun önemlidir. Oyuncaklarını zihninde sembolleştirip, onlara kızar, bağırır, okşar ve dakikalarca konuşur. Bu yaştaki çocuk, hem yaşıtlarıyla oynamak ister hem de onlarla oyun esnasında problemler yaşar.
Bu yaştaki çocuklar için, kendine güven duygusu ve kendi işini yapmak önem kazanır. 3-6 yaşlarındaki çocuklar, motor becerileri geliştiği için sosyal ilişkilere daha fazla katılırlar (Selçuk, 1996, s.50).
2-3 yaş arası, çocuk açısından zorlu bir dönem niteliğindedir. Çocuk,, dengeli değil, genelde isyankardır. Söz dinlemediği gibi, çevresinden yardım da kabul etmez (Yakut, 1997, s.18).
Bu yaştaki çocukta kelime hazinesi zenginleşir ve bu kelimeleri kullanmaya başlar. Bu yaştaki çocuklarda görülen konuşamamanın temel nedeni duygusal baskıdır. Bu yaştaki çocuklara, konuşmasında ortaya çıkan tekrar ve tereddütlere elden geldiği kadarıyla olumlu yaklaşılmalıdır.
Bu yaştaki önemli olaylardan birisi de, çocukta oluşan merak ve öğrenme dürtüsüdür. Bu dürtü çocuğu ulaşabileceği her şeyi incelemeye yöneltir. Annesine, babasına ve çevresindekilere sürekli olarak, “nedir bu ?” merak giderici sorular sorar. Bu dönemde çocuk, diğerlerin varlığını daha kolayca kabul etmekle beraber onlarla işbirliği yapma konusunda büyük güçlükler içindedir. Çocuk daha önceki dönemde ben merkezci bir anlayış içindeyken bu kez, biz merkezli bir anlayış içindedir (Tuncel, 1977, s.78-80).
4 yaşındaki çocuklar, konuk karışlamayı, az-çok öğrenir. “Hoş geldin” derler, akraba ve komşu çocuklarıyla ahbap olurlar. Bu yaşta çocuklar, oyuncaklarını diğer arkadaşlarıyla paylaşırlar; fakat bu arkadaşlıklar da hep çıkarcılığa dayanır (Binbaşıoğlu, 1990, s.172).
4 yaşındaki çocuk, arkadaşlarıyla pek iyi geçinemezse bile, arkadaşlık etmek onun için en önemli olaylardan biridir. Arkadaşlarıyla geçimsizliğinde, 2,5 yaşındaki tutumunu andıran olaylar görülür. Tıpkı, o dönemdeki duygusal aşırılıklardadır: Bu, bakarsızınız, son derece utangaç, çekingendir, bir an sonra değişir ve kurum satmaya başlar. Çocukların çoğu, bu dönemde de 2,5 yaşlarında olduğu gibi belirli alışkanlıklara saplanırlar. Yemek, giyinmek, uyumak gibi konularda sürekli olarak aynı düzenin kollanmasını isterler. Bu düzen, bozulduğu zaman anlayış gösteremez, tam tersine ağlayarak, bağırarak, sorular sorarak tedirginliklerini ortaya koyarlar (Dodson, 1990, s.120-121).
4 yaşındaki çocuklar, arkadaşlık etmeyi, birlikte oyun oynamayı severler. Ne var ki, bu beraberlik hiç de güllük gülistanlık bir ortamda gelişmez. Bu yaşlardaki çocuklar, sürekli olarak birbirleriyle dalaşır, kavga ederler, dövüşürler, birbirlerine ad takarlar, küfür etmeye başlarlar. Hele, kendi aralarında bir grup kurdular mı, başka çocukları yanlarına yaklaştırmazlar. 4 yaş kabalık ve sakınmasızlık çağıdır. Başkalarının duyguları hiç hesaba katılmaz. Çocuk, istediğini, düşündüğünü yapar ve söyler.

 

 

2.2.2.2. ( 4 Yaş) Çocuğunun Sosyal Gelişimi:
4 yaşına gelen çocuk, artık 3 yaşında olduğundan daha sakin, daha uyumlu ve hareketlerini daha kolaylıkla kontrol edebilecek durumdadır. Dört yaş çocuğu sürekli olarak çevresini tanıma çabası içindedir. Be çabasını devamlı olarak sorduğu sorularla açıkça ortaya koyar. Ne, nerede, kim vb sorular sorar. Sorularıyla ilgili olarak kendisine verilen açıklamaları dikkatle izler. Burada yetişkinin vereceği cevapların doğru, onun anlayabileceği açıklıkta olmasının önemi büyüktür. Sorulan sorular, çocuğun ilgilerini, isteğini göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle, “büyünce öğrenirsin” ya da “bana sor, o anlatsın” türünden geçiştirmeler, çocuğun öğrenme isteğini azaltabileceği gibi, onun yetişkine olan güven duygusunu da azaltarak kırıklığa uğramasına neden olabilir.
Toplumsal gelişim yönünden yetişkinleri izleyerek, onların davranışlarını taklit eden, 4 yaş çocuğu, bir yandan yetişkinle olumlu ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan kendi yaşıtı olan çocuklarla da daha uzun süre birlikte olmaya başlar. Ancak gruplar henüz çok kolaylıkla dağılabilir niteliktedir. Bu yaş çocuğunda zaman zaman uzmanların paralel oyun adı verdikleri (aynı mekan içinde herkesin kendi oyununu sürdürmesi) oyun türü görülebilir. Oyun sırasında ortaya çıkan çatışmalar, onun için sosyal birer deneyim yerine geçerler. Çocuğun arkadaşlarının isteklerine uymayı öğrenmeye başlaması ve bunun için de kendi isteklerinden fedakarlıkta bulunabilmesi, sosyal gelişim yönünden son derece önemli bir adım olarak nitelenebilir.
2-3 hatta 4 yaşındaki çocuklar, ancak bir kişi ile arkadaşlık kurabilirler. 2-3 yaşındaki çocuklarda “sen, ben” kavramı gelişmiştir. Bu kişinin, kendisini başkalarından iyice ayırdığının bir belirtisidir. Toplumsal gelişim, bundan sonra, hızla artar (Binbaşıoğlu, 1990, s.172).
3 yaşına giren çocuğun, giderek daha olumlu ve dengeli bir birey haline dönüştüğü görülür. Bu evrede rastlanan ani öfke nöbetleri çoğunlukla eşyaya yönelmiştir. Örneğin, yetişkinin “niçin koşuyorsun” sorusuna, çocuk, olayı rasyonalize ederek: “çünkü merdiven koş koş diyor” yanıtını verebilir (Yavuzer, 1996, s.109-110). 1,5-3 yaş çocukları tamamen başkalarına bağımlı olmak istemezler. Teşebbüs ettikleri işleri yaparak, kendilerine olan güvenlerini artırmaya çalışırlar. Yetişkinlerin yaptıkları işe karışmalarını ve müdahale etmelerini istemezler. Eğer, yaptıkları iş, engellenirse, öfkelenip, hırçınlaşırlar. Buna karşılık yetişkinler, çocukları 2 yaşından itibaren toplumun istediği şekilde davranmaya zorlarlar. Çünkü çocuklarının toplum kurallarına uyum sağlayabilen bireyler olarak yetişmelerini ister. Bu kültür aktarımının bir gereğidir. Ancak, ana-babalar, çocuklarına toplumun maddi ve manevi değerlerini sevdirerek ve onların kişiliklerini rencide etmeden aktarmalıdır (Selçuk, 1996, s.49).
Bu yaştaki çocuklarda Piaget’nin de işaret ettiği gibi, toplumsallaşmış dil” çok yavaş oluşan, yavaş yavaş evrimlenen bir olaydır (Tuncel, 1977, s.80).
Çocuk, üç yaşına gelince, oyun arkadaşı aramaya başlar. Annesinden uzaklaşmak, daha bir bağımsız daha bir başına buyruk olmak ister. Bunu sağlamanın en kolay yolu, çocuğu yuvaya yollamaktır (Dodson, 1990, s.130).
2 yaşında başlayan sorgulama ve sorma dönemi, 4 yaşında en üst düzeye çıkar. Bu çağdaki tipik sorunların başında, “ben nereden, nasıl geldim?” sorusu gelir. Çocuğun yaşına uygun olarak kısa, öz ve doğru cevaplar verilmelidir. Bu soruya çocuğun anlayıp, kavrayabileceği bir sadelik ve yalınlıkta karşılık verilmesi en uygun olanıdır. Kesinlikle çocuğu susturmak ve gerçeği yansıtmayan karşılıklar vermek, doğru değildir. Bu konuda anne-babaya önemli görevler düşmektedir (Yakut, 1994, s.18-19).
4 yaş çocuğu son derece açık sözlüdür. Hoşlandığı ve hoşlanmadıklarını rahatlıkla söyleyebilir. 4 yaş çocuğu, somut düşünür. Kelimeleri öğrendiği basit anlamlara göre değerlendirir. Örneğin, “yüzsüz” den,ildiğinde, yüzü olmayan bir insanı anlamaktadır. Bu da yetişkinlerin 4 yaş çocuğu ile konuşmalarında kullandıkları sözcükleri onun anlayabileceği şekilde olmasını ve 4 yaş çocuğunun bulunduğu sırada aralarında yapacakları konuşmalarda dikkatli olmaları gerekli kılmaktadır.
Bu yaştaki çocuk, oyunlarını bir konu çevresinde örmeye başlar. Bebekleriyle, arabalarıyla, trenleriyle, öteki oyuncaklarıyla uzun süreli ve belirli olayların canlandıran oyunlar kurar. Güçlü hareket itisi ve kafasının içindeki belirsizlikler, onu çeşitli yönlere çeker, ne yapmak istediğini, nereye gittiğini kestiremez. Bu tavrı en iyi belirleyecek örnek, kendisine ne resmi yaptığını soran annesine “daha bitirmedim ki, nereden bileyim” diye cevap veren çocuğun yaşadığı olaydır.
2.2.2.4. ( 5 Yaş) Çocuğunun Sosyal Gelişimi:
5 yaş genellikle canlı, neşeli, hareketli bir görünüm içindedir. Konuşmayı, soru sormayı, hareketli oyunlar oynamayı, masal dinlemeyi ve anlatmayı sever. O, artık daha çabuk karar verir. Kas hakimiyeti gelişmiştir. Düzenli cümleler ile insanlarla olan kişisel ve sosyal ilişkileri artmıştır (Yavuzer, 1996, s.111).
Bu yaştaki çocuk artık arkadaşlarıyla oynamaya ve bir grup içinde kendi yerini bulmaya başlar. Grup yaşantıları yoluyla bilgi edinir.
Bu beş yaş çocuğu annesine ve evine bağlı olmasına rağmen ev onun için pek yeterli değildir. Çevresini genişletmek ihtiyacındadır. Kendi başına hareket etmesi artar ve bu anne-baba tarafından engellenirse, aşırı baskılı bir eğitim uygulanırsa, çocuk bağımsız ve dengeli bir kişilik geliştiremez. Bu nedenle çocuğun kendi başına yapabileceği işlerde yardım etmemeli, yapabileceği işlerde büyüklere yardımcı olmasına fırsat verilmelidir.5 yaşındaki kızlar, bebekle oynar, resim yapar ve hatta ip atlayabilirler. Bu yaştaki erkek çocuklar ise, daha çok, trencilik, koşma ve yakalama oyunları gibi oynar oynarlar. Oyunlarda birbirlerini taklit ederler (Binbaşıoğlu, 1990, s.172).
Bu dönemde çocuklar gruplar halinde oyunlara girişirler. Çocuklardan biri doktor olur ve hasta olan kız veya erkek çocuğu muayene eder. Gruptaki çocuklar sırayla hasta ve doktor olurlar. Bu oyuna yol açan temeldeki merak bir kez giderildikten sonra oyun, çekiciliğini kaybeder ve artık oynanmaz olur.
5 yaşına gelen bir çocuğu şahsi ve sosyal ilişkileri artmıştır. Olaylar karşısında soğukkanlıdır. Dikkatli ve kararlı bir tutumu vardır (Yakut, 1997, s.19).5 yaşındaki çocuk, her yönden denge içindedir. Kendi kendine yeterliliği ve çevre ile uyumu vardır. Kendine güvenir, aynı zamanda karşısındakilerle de başkaldırmadan uzlaşabilir. Dikkatli, anlayışlı, sezgi ve algılarında güçlüdür. Nazik, düşünceli, cana yakındır (Dodson, 1990, s.124).
5 yaş çocuğunun belirginleşen kişilik özelliğini de dikkate almak gerekir. İçinde bulunduğu yer ve zamanla sınırlanan dünyası ona yeterlidir. Düş gücünü kullanmaz. Nesneleri kullanılışlık açısından tanımlar: “kuyu, kazmak içindir” “dondurma yemek içindir” kendisi ve çevresiyle çatışma halinde değildir. Resim yapmaya başlamadan önce, kafasına belirgin bir şey vardır. Yaptığı şeyin içeriği mantıklıdır. Kendi kendini kritik eder. “Bir at resmi çizmek istiyorum ama bilmiyorum” diyebilir. İster oyunda olsun, ister kendisine verilen bir ite olsun, 5 yaş çocuğu başladığı işi bitirmeyi sever, gösterişe meraklı değildir. O, artık daha çabuk karar verir. İnsanlarla olan kişisel ve sosyal ilişkileri artmıştır. Bunun yanısıra kendisine ilişkin düşünceleriyle ailesine, okula ve topluma uyumu belirgin bir biçimde artmıştır. Kritik durumlarda soğukkanlı olmayı başarır. Sokakta kaybolmaz, adresini bilir. Çocuk, gelişimin tüm basamaklarını tamamlamış ve hafif eğilimli bir düzlüğe ulaşmıştır.5 yaş çocuğu kendi kendine yeter, sosyaldir, kendinden emindir. Şekilci ve uyumludur. Rahat ve ciddidir, dikkatli ve kararlıdır. Nazik bir dosttur. Üstün bir kişi değilse bile, üstün bir çocuktur. 3 yaşın ilerlemiş bir biçimidir.5 yaşın sonlarına doru, çocuklarda düşünerek hareket etme davranışları görülür. Çocuk, zaman zaman ciddileşir; artık toplum düzeninin ayrımına varmıştır. Bu zamanda çocuk, toplumdan aileye doğru bir kaçış gösterir. Onun için, aile en güvenilir bir yerdir. Bu durum, adeta bir “toplumsal bunalım”dır. Oyun çağında aile bireylerinin çocuğa gösterecekleri ilgi, çocuğun oyuncak durumu, özellikle kendi yaşındakilerle oluşan ilişkileri, çocuğun toplumsal gelişiminin biçimini belirler. Buna çocuğun toplumsal gelişiminin biçimini belirler, çocuğun karıştırdığı resimli kitaplar da yardım eder.

2.2.2.5. 6 Yaş Çocuğunun Sosyal Gelişimi:
Bu yaş çocuğu etkin, atılgan, coşkulu, amaca yönelik davranışlar sergileyen, zaman zaman düşünceli kararsız, bir kişilik yapısına ve bağımsız bir ruh yapısına sahiptir. Hala annesinin ona verebileceği bakım, rahatlık ve güvene büyük ölçüde ihtiyaç duyar. Akıllı bir anne çocuğunun sıkıntılı durumlarında; mutluluğunu paylaşmada; güven vermede; meraklarını gidermede; rehberlikte onun yanında hazır bulunmalıdır. Onun perişan, utangaç ve bozgun olduğu durumlarda çoğu kez yalnız anne ona cesaret vererek ona yardım ederek olaylardan olumsuz bir biçimde etkilenmesini önleyebilir.4-6 yaşlarındaki çocuk, “soru çağı”ndadır. Bu zamanda çocuk, her şeyin “neden” ve “niçin”ini öğrenmek ister. Bu davranış, çocuğun zihin gelişimi kadar toplumsal gelişimini de etkiler. Soru sormanın iki nedeni vardır:
1. Gerçek bir merak ve öğrenme isteği,
2. “Dikkati çekmek” düzenleşimi
Birincisi, “zihin gelişimi”1 ile, ikincisi de “toplumsal gelişim”le ilgilidir. Dikkat çekme isteği, benliğin geliştiğini gösterir (Binbaşıoğlu, 1990, s.173).
3-6 yaşlarındaki çocuklar, motor becerileri geliştiği için sosyal ilişkilere daha fazla katılırlar. Bunun yanısıra araştırma be merak duygularını tatmin etmek için çeşitli faaliyetlerde bulunurlar. Bu faaliyetlerde başarısız olurlarsa suçluluk duygusu geliştirebilirler. Çocuğun yaptığı işlerin yetişkinler tarafından engellenmesi, ana-babanın yanlış eğitim yöntemleri kullanması da suçluluk duygusuna yönelten etkenler arasındadır (Seçuk, 1996, s.50).6 yaşındaki çocuk, kararsız ve tembel bir kişilik sergiler. Bu davranışlar, bir geçiş dönemini oluşturur. Artık, okul çağı başlamıştır. Bu dönemin belirgin özelliği, grup oyunlarıdır. Daha önceleri tek başına sürdürülen oyunlar, grup oyunlarına yerini bırakmıştır (Yakut, 1997, s.19):Somut düşünce biçiminin giderek elde edilmesiyle birlikte dikkat süresi uzayan iyi bir dinleyici olmaya başlar. Çevredeki tehlikelerin daha çok farkında olan bu yaş çocuğu uzun süre evden uzak kalmaya hazırdır. Bu yaşta ilköğretim için gerekli gelişim düzeyine, genellikle ulaşılmış ve ön yaşantılar kazanılmıştır.Çocuğun eğitiminde önemli olan ana-baba ve ona bakan eğitim ile ilgilenen yetişkinlerin onu sevmesi gelişimini rahatça sağlayabilecek şekilde özgürlük ve güven vermesi her türlü yapıcı yardımı sağlaması, anlayış göstermesidir.Bu devrede çocuğun hayal gücü çok gelişmiştir ve ruhsal durum içinde sık sık yalan söyler, haşarı ve yaramaz olur. Ebeveynlerine çok az düşkün olurlar ve daha az bağımlı olurlar. Oyunlarında rekabet havası eser ve diğerlerinden daha üstün olma çabası içindedir. Bu durum bağımsızlık ve kendine güven yönünden önemli bir aşamadır (Öztürk, 1983, s.4-8).4-6 yaş arası çocukların oyunları, 2-3 kişilik küme oyunlarıdır. İlk çocukluk yılarında çocuğun çevresini ana-baba ve eğer varsa, kardeşler oluşturur. İlk sosyalleşme belirtileri aile çevresinde atılırken, ilkokul çağına doğru aileye olan ilgi çevreye kaymaya başlar. Bu dönemdeki çocuğun sosyalleşmesini etkileyen en önemli faktör, çocuğun arkadaş çevresidir. Aile, çocuğu, ilkokul çağına kadar olan dönemde sıkı bir denetim altında tutmuşsa, çocuğun sosyalleşmesi biraz daha zor olur. Çocuklarda sosyalleşmeyi sağlayan en büyük etkenlerden biri de akranlarıyla birlikte oyun oynamasıdır.
SONUÇ
Çocuk yetiştirmek oldukça meşakkatli, ancak bir o kadar da zevkli bir iştir. Çocuk gelişimi, ilk adımla başlayıp, konuşmayı öğrenme ve oyunla dünyayı kavramayı içeren uzun bir süreçtir. Ana-babalara düşen görev, bu sürecin her aşamasında aynı dikkati ve sabrı göstermektir.
Okul öncesi çocuğunun gelişimsel özellikleri evrenseldir. Ancak, çocuk, sadece doğuştan getirdiği yatkınlıklar ve gelişimsel özellikler doğrultusunda, gelişimini sürdürmez. Yaşadığı sosyal ve kültürel çevre, bazen olumlu, bazen de olumsuz yönde onun gelişimini etkiler. Dolayısıyla çocuklar, hemen hemen aynı yaşam diliminde olsalar bile, bireysel farklılıklar ve çevrenin donanımıyla ilişkili olarak farklı gereksinimleri olan çocuklar olabilirler. Bu noktada çocukların yaşamlarını yönlendirmede çok kritik bir dönem olan okul öncesi eğitim kapsamındaki programların önemini göz ardı etmek mümkün değildir Merkezi bir programda çocukların bu gereksinimlerinin ideal öçlüde karşılanması, söz konusu olmayabilir. Çocukların çevreye uyumu, öğrenme ortamına ilgisi ve öğrenme başarısı açısından, kendi gereksinimleriyle uyumlu, bütünleşen bir programdan yararlanmaları önemlidir.
Okul öncesi eğitim aşamasında çocuklara sunulan program, çocuğun gelişimini tüm alanlarıyla destekleyen ve geliştiren hedefleri kapsamak durumundadır.
Çocuklar, değişen ve gelişen toplumun gereksinimleri doğrultusunda, her gün başka bilgi kaynaklarıyla karşılaşmaktadır. Programlar, çocuğa güncel ve entelektüel bilgiye ulaşma şansını vermelidir. Program, çocukların gelişim özelliklerini, ilgi ve gereksinimlerini karşılamayı başarır ise, beklenen ideal hedeflerine ulaşabilir.
Çocukların gelişimlerinde en önemli görev, ebeveynlere düşmektedir. Doğumdan itibaren çocuk, etrafını saran fizik ve sosyal çevreye uyum savaşını verirken, bu çabasında en büyük desteği, anne ve babasından alır. Çocuk, kendin,i ifade etmeyi, kendi kendini yöneten bir birey olabilmeyi ailesinden öğrenir. Özellikle anne- baba, çocuğun kişiliğinin oluşumunda temel rolü olan özdeşim modelleridirler. Çocuk, bu özdeşim modellerini kendilerine örnek alır ve adeta onların yaşam biçimlerini taklit yoluyla öğrenir.
Bu öğrenme süreci içinde onun sevgiye, güvene yani çevresindekilere inanmaya, bağımsızlığa ihtiyacı vardır. Anne ve babaların, çocukların ihtiyaçlarını dikkate alabilmeleri için doğumdan başlayarak onlarla iletişim kurmaları gerekir. Bu iletişim, doğumdan sonraki ilk olan duygusal doyumla kurulur.
Çocuk yetiştirmede ana-babanın eğitim seviyesi de son derece önemlidir. Ebeveynler, bilgisiz yetersiz oldukları ve çocuklarına karşı yanlış tutumlar sergiledikleri sürece çocukların özbakım becerileri gibi en temel becerilerden bile yoksun olabildikleri ve kardeşler arasında çatışmaların yaşandığı görülmektedir. Çocuk yetiştirme konusunda bilgisiz olan anne, yeni doğan bebeğine nasıl müdahale edeceğini, ihtiyaçları konusunda neler yapacağı, yapsa bile yanlış yapacağı ihtimali yüksektir. Bebeğini, sıkı sıkıya kundaklayarak onun bedensel gelişimine zarar verecektir. Kundak, bebeğin yürüme ve oturma gibi hareketlerini geciktiriyor. Kalça çıkığı gibi fiziksel bazı bozukluklara yol açabiliyor. Bebeği kundak yapmak yerine mümkün olduğunca serbest giyindirip, daha fazla hareket etmesinin sağlanması, bebeğin ruhsal sağlığı açısından da önem taşıyor.
Çocuk gelişiminde çocuğu uzaktan belirli bir kontrol yaparak hareketlerinde serbest bırakmak, önemlidir. Aksi halde çocuğun bedensel ve ruhsal yönden baskı hissetmesi, gelişimini olumsuz yönde etkiler.
Çocukların eğitimlerinde bu gelişim özellikleri dikkate alınarak, sevgiye uygun eğitim verilmeye çalışılırsa, daha başarılı olunacaktır. Ayrıca kişilik özelliklerinin5-6 yaş civarında belirlendiği konusunda, psikologlar arasında genel bir kanı vardır. Bu bakımdan, çocuk yuvaları ve anaokulları, çocuk gelişiminin ilk yıllarında iyi bir denetim altında tutulursa yararlıdır. Çocuğun, aile çevresiyle ilgisini kesmemek, bu bakımdan yapılacak işlerin başında gelir.


4 Ocak 2012
1
MakaleYazarı

Bu Konu Hakkında Yorum Yapabilirsiniz